Anasayfa
17 Şubat 2018 ( 653 izlenme )
Reklamlar

Atilla Taş: İnsanlar, ‘Yürü, arkandayız’ falan yazıyor, gözümün üzerinde bir külotla yatıyordum

Bu, memleketinden kalkmış İstanbul’a gelmiş, şöhret olmuş ama sonra yerin dibini, en sonunda da hapsi boylamış bir adamın hikâyesi




Atilla Taş artık neden siyasi tweetler atmadığını "Hayır. Siyaset bir kör kuyu. Bir de insanlar, ‘Yürü, arkandayız’ falan yazıyor’ ama mahkemede, cezaevinde kim arkamdaydı? “Atilla Taş yalnız değildir” yazanlar var; vallahi de billahi de yalnızdım ve gözümün üzerinde bir külotla yatıyordum." sözleri ile anlatıyor.


FETÖ yapılanması içerisinde yer aldığı gerekçesiyle tutuklandıktan sonra tahliye olan Atilla Taş yaşadıklarını kitaplaştırdı. Taş, kitabını Hürriyet gazetesinden Hakan Gence'ye anlattı.

Sizinki bir çöküş hikâyesi mi?

- Kesinlikle. İbretlik... Memleketinden kalkmış İstanbul’a gelmiş, önce şöhret olmuş ama sonra yerin dibinin dibini, en sonunda da hapsi boylamış bir adamın hikâyesi bu. Başta tam bir şöhret budalasıydım. Sonra ‘loser’ (kaybeden) oldum. Ama vazgeçmedim.

 Nerede hata yaptınız?

 - Şöhreti kaldıramadım. Para bana ağır geldi.

 Kitapta zamanla aşağılanan bir figür haline geldiğinizi anlatıyorsunuz...

 - Biz o dönem popüler kültür çerezleriydik. “Şurada tüket, burada tükür at” denilen, geçici bir müzik yapıyordum. Televole bizi öyle yerlere itti ki kamerayı gördüğümüz zaman oynuyor ve bunu bir şey zannediyorduk. Zamanla kendimden rahatsız oldum. Ben de kazandığım zaman paranın çoğunu eğitime harcadım. Bir yıl İngiltere, iki yıl Amerika’da kaldım. Hazırdan yedim. Sonra döndüm. Ama kariyerim bitmişti, artık dalga geçilen bir magazin figürüydüm.

 Nasıl geçindiniz?

- Maddi ve manevi bir çöküşe girdim. Hayatımı devam ettirmek için ikinci sınıf yerlerde sahne alıyor, bitik ünlülerin katıldığı reality show’lara katılıyor, sabah programlarında ‘Ham Çökelek’ söylüyordum. Mutsuzdum. Sonra mizahi yazılar yazmaya başladım ve bir süre öyle geçindim.

 ... 

Bunalımdan nasıl kurtuldunuz?

 - Depresyon tedavisi gördüm. Ünlü olmak öyle üzerinden çıkarıp atacağın bir şey değil ama parasız pulsuzsun. Toplu taşımaya binemiyorsun, insanlar sana acıyarak bakıyor. Günlerce parasızlıktan evden çıkamadım. Kiramı ödeyemedim. Şöhret gidince herkes sırtını döndü. Uykuda dişlerimi sıkmaktan dişetlerim kanıyordu. David Copperfield’ın laneti herhalde (gülüyor)...


Müzik kariyeriniz artık bitti mi?

 - Kendi başımayken türkü söylemekten keyif alıyorum ama artık başkalarına zarar vermiyorum.

 Kitabınızın üstbaşlığı “Bir tweet attım hayatım değişti”. Neydi o tweet?

 - Orada da mizah vardı. Aslında ben her zaman insanları sağduyuya davet ettim: “Bu kadar biber gazına gerek yoktu, Taksim’de bir konser verseydim dağılırdı zaten herkes” yazdım. İnsanlar kendimle dalga geçebildiğimi anladı.

 ...

 Ne zaman başladı politik paylaşımlarınız?

 - Gezi olaylarıyla. Yoksa mutlu mesut, apolitik bir adamdım.

 Hâlâ muhalif misiniz yoksa ‘FETÖ’nün medya ayağı’ olma iddiasıyla cezaevine girip çıktıktan sonra ağzınız yandı mı?

- Laikliği, Atatürkçülüğü ve demokrasiyi savunuyorum. Özgürlüğe inanıyorum. Bunlar muhaliflikse muhalifim. Devam eden bir yargı süreci var. Karar duruşmasına az kaldı. Beraat etmem gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir zaman yanlış bir şey yapmadım. Sadece bir gazetede yazı yazdım. Olayın temeli bu. Dosyamda tweet’lerim de var. Ama maddi anlamda çok sıkıntıdaydım ve o yüzden yazarlık yaptım.

 ...

 14 ay hapiste kaldınız. Bu size ne öğretti?

 - Sabretmeyi. Kendi kapını açıp kapama özgürlüğünün ve gökyüzüne bakmanın önemini anladım.

 İçeride başınıza ilginç bir şeyler geldi mi?

- Avlumuzdaki dikenli tellerde kuş yuvası vardı. Bahar gelince kuşlar ona konmaya başladı. Dişi ve erkek kuş, sabah-akşam çiftleşiyordu. “Olan var, olmayan var” dedim, resmen kuşları kıskandım. Bir de gözaltındayken sürekli yanan bir ışık vardı. Bir arkadaş temiz, siyah iç çamaşırı verdi. Işık gözümü almasın diye iç çamaşırıyla kendime uyku gözlüğü yaptım. Zaman mevzuu en zoruydu. Bazen bir saniye, bir saat gibi geliyordu. Ben de kendi kendime sohbetler ediyordum.

 ... 

Artık siyasi içerikli tweet atmıyor musunuz?

 - Hayır. Siyaset bir kör kuyu. Bir de insanlar, ‘Yürü, arkandayız’ falan yazıyor’ ama mahkemede, cezaevinde kim arkamdaydı? “Atilla Taş yalnız değildir” yazanlar var; vallahi de billahi de yalnızdım ve gözümün üzerinde bir külotla yatıyordum.

 ...

 Şimdi nasıl geçiniyorsunuz?

 - Kitap yazdım, stand-up’ım başlıyor. Olmadı müziğe dönerim, valla sonrasını insanlar düşünsün!

 Sizden kurtuluş yok yani!

- Yok. Şarkıcılık yaptım, yerin dibine sokuldum; yazarlık yaptım, cezaevine girdim. N’apayım?

 ‘Sakıncalı Çökelek’ oyununda neler olacak?

- Yaşadıklarımı ve şöhretin gerçek yüzünü mizahla anlatacağım. 7 Mart’ta Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde başlayacak.

 Sizden Cem Yılmaz mı Mehmet Ali Erbil mi olur?

- Onlar kendi tarzlarında çok başarılı. Benden en fazla Atilla Taş olur!

tamamı 

Yıldızı, 90’larda ‘Ham Çökelek’ şarkısıyla parladı. Ama kendi ifadesiyle parayı ve şöhreti yönetemediği için her şeyini kaybetti. “Kariyerim bitmişti. Artık dalga geçilen bir magazin figürüydüm” diye anlattığı dönemde hayatla baş etmenin yolunu mizahta buldu. Bir anda Twitter fenomeni oldu. Ama zor günler peşini bırakmadı. 14 ay tutuklu kaldı. Artık dışarıda. Atilla Taş’la kitabı ‘Sakıncalı Çökelek’ ve yeni stand-up gösterisi vesilesiyle buluştuk. Albert Einstein’la kurduğu hayali arkadaşlıktan, iç çamaşırını uyku gözlüğü yaptığı hapishane günlerine kadar her şeyi konuştuk.

Sizinki bir çöküş hikâyesi mi?
- Kesinlikle. İbretlik... Memleketinden kalkmış İstanbul’a gelmiş, önce şöhret olmuş ama sonra yerin dibinin dibini, en sonunda da hapsi boylamış bir adamın hikâyesi bu. Başta tam bir şöhret budalasıydım. Sonra ‘loser’ (kaybeden) oldum. Ama vazgeçmedim.

Şimdi ‘şöhret budalası’ değil misiniz?
- Yıllar boyu tanınmak için yırtındım. Tanınır olduktan sonra da tam tersi için didindim. Çok yoksuldum, şöhret olup para kazanmak bütün dertlerimin ilacı olacak diye düşündüm. 2 milyondan fazla albüm sattım, para kazandım ama o işin öyle olmadığını gördüm.

Nerede hata yaptınız? 
- Şöhreti kaldıramadım. Para bana ağır geldi.

Neden?
- Parayla ne yapacağını bilmiyorsan olmuyor. Mesela lüks bir restoranda nasıl sipariş verilir, kıyafet olarak ne alınır bilmiyordum ki!

Her şey elinin altından kayıp gidiyor


Kitapta zamanla aşağılanan bir figür haline geldiğinizi anlatıyorsunuz...
- Biz o dönem popüler kültür çerezleriydik. “Şurada tüket, burada tükür at” denilen, geçici bir müzik yapıyordum. Televole bizi öyle yerlere itti ki kamerayı gördüğümüz zaman oynuyor ve bunu bir şey zannediyorduk. Zamanla kendimden rahatsız oldum. Ben de kazandığım zaman paranın çoğunu eğitime harcadım. Bir yıl İngiltere, iki yıl Amerika’da kaldım. Hazırdan yedim. Sonra döndüm. Ama kariyerim bitmişti, artık dalga geçilen bir magazin figürüydüm.

Nasıl geçindiniz?
- Maddi ve manevi bir çöküşe girdim. Hayatımı devam ettirmek için ikinci sınıf yerlerde sahne alıyor, bitik ünlülerin katıldığı reality show’lara katılıyor, sabah programlarında ‘Ham Çökelek’ söylüyordum. Mutsuzdum. Sonra mizahi yazılar yazmaya başladım ve bir süre öyle geçindim.

Şöhret denen şey koca bir balon muymuş?
- Reytingin ne kadarsa çevrende o kadar insan oluyor. Ödül törenine gittiğinde eğer albümün satmıyorsa seninle resim çektirmeye bile korkuyorlar. Magazin muhabirleri yanına yaklaşmıyor. Her şey elinden kayıp gidiyor.


Artık başkalarına zarar vermiyorum

Bunalımdan nasıl kurtuldunuz?
- Depresyon tedavisi gördüm. Ünlü olmak öyle üzerinden çıkarıp atacağın bir şey değil ama parasız pulsuzsun. Toplu taşımaya binemiyorsun, insanlar sana acıyarak bakıyor. Günlerce parasızlıktan evden çıkamadım. Kiramı ödeyemedim. Şöhret gidince herkes sırtını döndü. Uykuda dişlerimi sıkmaktan dişetlerim kanıyordu. David Copperfield’ın laneti herhalde (gülüyor)...

Evet, ünlü sihirbaz David Copperfield, Türkiye şovunda sizi sahneye çağırdı, adamın sırrını ifşa ettiniz...
- O büyük bir yanlış anlaşılma aslında. Adam, Özgürlük Heykeli’ni kaybetmiş, beni mi edemeyecek? Seyircilerden 13 kişi seçti, ben de onlardan biriydim. Bizi kaybetti. Sonra basın mensupları “Nasıl oldu? Nasıl uçuyordu” diye sordu, “İp vardı herhalde” dedim. Nasıl yok ettiğini anlatmadım. Ama adam beni o günden sonra gerçekten ‘kaybetti’, lanetledi ve kariyerim hep baş aşağı gitti.

Bir dönem Twitter’da, “O aslında Yunan bir şarkıcı, adı da Athillas Tasos” diye dalga geçtiler sizinle...
- Tabii, beni Twitter üzerinden Yunanistan’a itelediler. Yıllarca baklava için bizimle savaşan Yunanlar bile beni kabul etmedi.


Müzik kariyeriniz artık bitti mi?
- Kendi başımayken türkü söylemekten keyif alıyorum ama artık başkalarına zarar vermiyorum.

Birini taklit edeceksem Tarkan dururken Atilla Taş’ı mı ederim?

Twitter da sizin için bir tür şöhret kapısı mıydı?
- Hiç öyle bakmadım.

Nasıl keşfettiniz bu mecrayı?
- Arkadaşım söyledi, ben de girdim ama imajım berbat durumdaydı, ‘Miki’ adında bir hesap açarak yazmaya başladım. Mizah yazıyordum, takipçi sayım biner biner arttı. Bir gün arkadaşım “Atilla isminden utanma” dedi, o akşam “Ben Atilla Taş’ım” diye kendimi ifşa ettim. Bir anda geriye çalışan taksimetre gibi insanlar beni takipten çıkardı. Bazıları “Bu Atilla Taş’ın taklidi, o bu kadar zeki olamaz” dedi. Ben de “Birini taklit edeceksem Tarkan dururken Atilla Taş’ı mı ederim” dedim.

Kitabınızın üstbaşlığı “Bir tweet attım hayatım değişti”. Neydi o tweet?
- Orada da mizah vardı. Aslında ben her zaman insanları sağduyuya davet ettim: “Bu kadar biber gazına gerek yoktu, Taksim’de bir konser verseydim dağılırdı zaten herkes” yazdım. İnsanlar kendimle dalga geçebildiğimi anladı.

Atatürkçülüğü ve demokrasiyi savunuyorum

Hep mi muhaliftiniz?
- Devrimci bir duruşum falan yok ama laik ve Atatürkçü bir aileden geliyorum. Herkesi rahatsız eden şeyler, ülkemle ilgili konularda duyarlı olduğum için, beni de rahatsız etti ama bunu da cevval şekilde yapmadım, hep mizahla yaptım.

Ne zaman başladı politik paylaşımlarınız?
- Gezi olaylarıyla. Yoksa mutlu mesut, apolitik bir adamdım.

Hâlâ muhalif misiniz yoksa ‘FETÖ’nün medya ayağı’ olma iddiasıyla cezaevine girip çıktıktan sonra ağzınız yandı mı?
- Laikliği, Atatürkçülüğü ve demokrasiyi savunuyorum. Özgürlüğe inanıyorum. Bunlar muhaliflikse muhalifim. Devam eden bir yargı süreci var. Karar duruşmasına az kaldı. Beraat etmem gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir zaman yanlış bir şey yapmadım. Sadece bir gazetede yazı yazdım. Olayın temeli bu. Dosyamda tweet’lerim de var. Ama maddi anlamda çok sıkıntıdaydım ve o yüzden yazarlık yaptım.

Albert Einstein’la hayali konuşmalar yapardım

Yine cezaevine girmekten korkuyor musunuz?
- Kim ister özgürlüğünden feragat etmeyi?

14 ay hapiste kaldınız. Bu size ne öğretti?
- Sabretmeyi. Kendi kapını açıp kapama özgürlüğünün ve gökyüzüne bakmanın önemini anladım.

İçeride başınıza ilginç bir şeyler geldi mi?
- Avlumuzdaki dikenli tellerde kuş yuvası vardı. Bahar gelince kuşlar ona konmaya başladı. Dişi ve erkek kuş, sabah-akşam çiftleşiyordu. “Olan var, olmayan var” dedim, resmen kuşları kıskandım. Bir de gözaltındayken sürekli yanan bir ışık vardı. Bir arkadaş temiz, siyah iç çamaşırı verdi. Işık gözümü almasın diye iç çamaşırıyla kendime uyku gözlüğü yaptım. Zaman mevzuu en zoruydu. Bazen bir saniye, bir saat gibi geliyordu. Ben de kendi kendime sohbetler ediyordum.

Hayali arkadaşınız mı vardı?
- Albert Einstein’la hayali konuşmalar yapardım.

Ne konuştunuz?
- “Diliniz neden dışarıda?” diye sordum. “Çünkü senin hayallerinde böyle kalmışım” dedi ve dilini toparladı. Sonra da sohbet ettik.

Artık siyasi içerikli tweet atmıyor musunuz?
- Hayır. Siyaset bir kör kuyu. Bir de insanlar, ‘Yürü, arkandayız’ falan yazıyor’ ama mahkemede, cezaevinde kim arkamdaydı? “Atilla Taş yalnız değildir” yazanlar var; vallahi de billahi de yalnızdım ve gözümün üzerinde bir külotla yatıyordum.

Ben ‘çocuk damadım’, 17 yaşımda kaçırıldım

Kısa süre önce dede oldunuz. İlk evliliğinizi kaç yaşında yaptınız?
- 17 yaşımda. Daha çocuktum.

‘Çocuk damat’sınız yani?
- Evet, çocuk damadım. Kaçırıldım ben.

Nasıl?
- Eşim benden bir yaş büyüktü: “Kalk gidiyoruz, kaçalım” dedi. O kadar cahildim ki... Mersin’deydik, Ceyhan’a kaçıp evlendim. Bir yıl sonra baba oldum. Sekiz sene evli kaldık. Bir kızım var.

42 yaşında dede oldunuz. Genç yaşta dede olmak ne hissettiriyor?
- Terbiyesizlik (gülüyor). Şaka tabii... Güzel bir duygu.

İkinci evliliğinizi hapiste yaptınız. Neden orada evlendiniz?
- İkimiz de evlilikten korkuyorduk ama OHAL şartlarında cezaevinde görüşmek için birinci derece yakınım olması gerekiyordu.

Zayıflamış ilişkilere cezaevi tavsiye ediyorum

Nasıl bir aşkınız var?
- Birbirimizi çok seviyoruz. Böyle şeyler aşkı büyütüyor. Sevgiden yoksun kalıyor ve birbirinizin kıymetini anlıyorsunuz. Ben zayıflamış bütün ilişkilere cezaevi tavsiye ediyorum, ya eşleri ya kendileri girsinler.

Şimdi nasıl geçiniyorsunuz?
- Kitap yazdım, stand-up’ım başlıyor. Olmadı müziğe dönerim, valla sonrasını insanlar düşünsün!

Sizden kurtuluş yok yani!
- Yok. Şarkıcılık yaptım, yerin dibine sokuldum; yazarlık yaptım, cezaevine girdim. N’apayım?

‘Sakıncalı Çökelek’ oyununda neler olacak?
- Yaşadıklarımı ve şöhretin gerçek yüzünü mizahla anlatacağım. 7 Mart’ta Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde başlayacak.

Sizden Cem Yılmaz mı Mehmet Ali Erbil mi olur?
- Onlar kendi tarzlarında çok başarılı. Benden en fazla Atilla Taş olur!





Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

MHP'li isimden 'cumhur ittifakı'na sert tepki! Milli Eğitim'de büyük kavga! Milli Görüşçüler tasfiye mi ediliyor? İnternette tanışıp davet etti başına gelmeyen kalmadı! SONAR’dan flaş anket: Bayrakçı bombayı patlattı!