Anasayfa
27 Ağustos 2018 ( 68 izlenme )
Reklamlar

Kazım Karabekir ‘AYAĞA KALK TÜRK MİLLETİ’ neden dedi? 1071'den 1923'e...

Erdal Sarızeybek yazdı: ‘Kazım Karabekir AYAĞA KALK TÜRK MİLLETİ neden dedi’

10 Ağustos 1920…

Sevr’de resmileşen Anadolu işgal planı şöyledir;

Ağustos 1920’den itibaren altı ay içinde, İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerince atanacak üç kişilik komisyon İstanbul’da toplanacak. Bu komisyon Fırat’ın doğu, Ermenistan güneyi, Türkiye’nin Suriye ve Mezopotamya(Irak) ile olan sınırının kuzeyinde, çoğunlukla Kürtlerin bulunduğu bölgeleri için bir özerklik planı hazırlayacak.
Bu plan, bu bölgede yaşayan Asuri-Geldani ve öteki soy ve din azınlıklarının korunmasını için gerekli güvenlik önlemlerini de içerecek…

ANADOLU’DA TAMPON DEVLET

Avrupa Doğu’da özerk bir Kürdistan planı da hazırlamıştı; İngiliz, Fransız, İtalyan, İranlı ve Kürt temsilcilerinden oluşacak bir komisyon, yeni Türk-İran sınırını gezecek ve ne gibi düzenlemeler yapılacağını karara bağlayacaktı. Bu her iki komisyonun alacağı kararlar, tebliğinden itibaren üç ay içinde, Türkiye Hükümeti kabul etmeyi ve yerine getirmeyi baştan yükümlenecekti.

ÖZERKLİKTEN BAĞIMSIZLIĞA…

Sevr’de yer alan ve Kürdistan’ı tanımlayan sınır olarak, ‘Fırat’ın doğusu ile Türkiye’nin Suriye ve Mezopotamya ile olan sınırın kuzeyi’ tarif edilmişti. Sayılan bu bölge özerk olmakla kalmıyor, peşinden gelen 64’ncü madde ile buraya bağımsızlık yolu da açılıyordu.

Eğer ki bölge halkı bağımsız bir devlet olmak için Milletler Cemiyeti Konseyi’ne başvuracak olur ve de bu kabul görürse, Türkiye bu bağımsızlığı tanımak zorunda kalacaktı. Bu durumda Müttefikler ile Türkiye arasında, bu bağımsızlığı resmileştiren ayrı bir anlaşma yapılacak; Musul’da yaşayan Kürtler de bu bağımsız devlete katılmak isterse, Müttefikler buna karşı çıkmayacaktı .

OSMANLI’YA NE KALIYOR?

Ermenistan-Kürdistan düşülürse Osmanlı’ya ne kalacaktı, bir de ona bakalım:

İstanbul ve Boğazlar… İstanbul Osmanlı yönetimine bırakılacak ancak bu antlaşma müttefiklerin istediği gibi uygulanmaz ise, geri alınacak; Boğazlar bölgesi(büyün kıyıları ile Marmara Denizi dahil), özel bütçesi, teşkilatı, bayrağı, polisi olan yarı devlet niteliğindeki bir karma kurulun egemenliğinde olacak; Askeri amaçla yalnız İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından kullanılabilecek;

Bu bölgedeki tüm istihkamlar yıkılacak ve silahsızlandırılacak; Bölgede bulunan ve top ulaşımına elverişli bütün demir ve karayolları kullanılmaz hale getirilecek; Türkiye bu bölgede telsiz-telgraf istasyonu kuramayacak ve Boğazlar bölgesindeki Türk jandarması müttefikler arası işgal komutanlığına bağlı olacaktı.

EGE VE TRAKYA CEPHESİ…

Doğu Trakya(Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Gelibolu, Gökçeada ve Bozcaada) Yunanistan’a verilecek; İzmir bölgesi(İzmir, Kuşadası, Tire, Ödemiş, Manisa’nın batısı, Akhisar, Kırkağaç, Soma, Foça, Ayvalık ve Burhaniye) Osmanlı egemenliğinde kalacak ama bu hakkı Yunanistan kullanacak;

Yerel yönetim beş yıl sonra Millet Cemiyeti’nden bu bölgenin Yunanistan’a başlanmasını isteyebilecek ve bu isteğin uygun görülmesi halinde Türkiye, bu topraklar üzerindeki haklarından vazgeçeceğini önceden kabul edecekti.

GÜNEY ANADOLU…

Güneyde Ceyhan, Osmaniye, Dörtyol, İskenderun-Antakya, Maraş’ın güneyi, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre Suriye’ye verilecek; Osmanlı Devleti, sınırları dışında kalan bu topraklar üzerinde bütün haklarından vazgeçecekti.

Osmanlı’ya bırakılan topraklar üzerindeki yönetimine de çok ağır kısıtlamalar getirilmişti; Seferberlik yasak; Deniz kuvvetleri kurulması yasak; Zırhlı araç ve tank yapımı ve ithali yasak; Türkiye’nin savaş ve denizaltı gemileri yapması ve edinmesi yasak; Hava kuvvetleri kurulması yasak…

BAĞIMSIZLIK GİDİYOR…

Bu kısıtlamalarla birlikte, Osmanlı yönetimi bağımsız da olamayacaktı: Adalet rejimi müttefikler tarafından belirlenecek; Bütün kapitülasyonlar, yaralanacakların sayısı artırılarak sürdürülecek; Soy, din ve dil azınlıkları, bağımsız ve denetimsiz olarak, diledikleri kadar ilk, orta ve yüksek okul açabilecek ve kendi dillerinde eğitim yapabilecek; Osmanlı maliyesi müttefiklerce seçilecek bir maliye kurulunun denetimi altında olacak…

KURTULUŞ SAVAŞINA GİDEN YOL

Sevr Antlaşması Ankara/TBMM’nce tepkiyle karşılandı. Anlaşma’ya Anadolu’nun gösterdiği tepki ve Kürt aşiretlerinin Ankara’ya çektikleri telgrafların bütünü de ‘birlikte yaşamak’ arzu ve inancını yansıtıyordu. Bu anlaşmaya en büyük tepkiyi gösteren, Erzurum XV. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa oldu… Kazım Karabekir Paşa anılarında Sevr karşısındaki hissiyatını şöyle dile getiriyor:

‘AYAĞA KALK TÜRK HALKI’

‘…16 Ağustos’ta tatsız bir haber geldi; İstanbul Hükümeti murahhasları sulh muahedesini imzalamış. Hayret! Millet Ankara’da vekillerini toplamış; hükümet teşkil etmiş, İstiklal harbine karar vermiş. İstanbul’daki padişahla, şahsi hükümeti ne cüretle ve kimin namına esaret vesikasını imzalıyorlar? Ey İstanbul’un milyona varan Türk halkı! Ve ey Darülfünunlarda ve ali mekteplerde feyiz veren ve feyiz alan münevver gençler! Aksi sadasını şark dağlarında hissetmek istediğimiz tek bir fedainiz yok mu? Böyle zamanda teşkilat mı istersiniz, bir taraftan emir mi beklersiniz? “

SEVR İŞGAL PLANINI İMZALAYANALAR VATAN HAİNİ

Bu duygu ve düşünceler içerisinde aynı gün harekete geçen Kazım Karabekir, Ankara Hükümeti’ne bir de mesaj çekmişti. Bu mesajında, bu antlaşmayı imzalayanların ‘vatana ihanet’ suçuyla itham edilmesini, gıyaplarında karar verilerek ‘vatan haini’ sayılmalarını ve bunların isimlerinin her yerde lanetle anılmasını talep ediyordu.

Bu gündemle Ankara Hükümeti 19 Ağustos’ta toplandı. Kazım Karabekir Paşa’nın isteği doğrultusunda, Sevr Antlaşması’nın kabul edilmesi için oy kullanan 42 kişi ile bu antlaşmayı imzalayan Hadi Paşa, Rıza Tevfik Bey ve Reşat Halis Bey ‘vatan haini’ ilan edildi(Karar sayı 37) .

Sonuçta, Sevr Anlaşması’nın stratejik siyasi ana fikri şudur;

‘ANADOLU İLE ASYA’NIN BAĞINI KESMEK’

‘Doğu Anadolu’da kurulacak bir Ermenistan-Kürdistan gibi tampon devletlerle Anadolu’daki Türk varlığının Asya’dan fiziken koparılması; Batı ve Güney Anadolu’nun Yunan, İtalyan ve Fransız hakimiyetine bırakılmasıyla Anadolu’daki Türk varlığının üç cepheden kuşatılması; Ankara dolaylarına sıkıştırılmış ve kuşatılmış olan Türk Milleti’nin Sevr sonrası yapılacak ileri bir harekatla tarihten silinerek Anadolu’nun ele geçirilmesi…’

Bu siyasi stratejiye derinden bakılırsa eğer, günümüzde Barzani ve PKK terör örgütünün siyasi talepleriyle PKK-ASALA ittifakının ardında yatan gizli niyetler görülebilir. Bu stratejik yönüyle Sevr Antlaşması, 1071 Malazgirt Savaşı’nın bir rövanşı olarak da düşünebilir.

İşte kurtuluş savaşımıza giden yol…
İşte Malazgirt’ten Kocatepe’ye giden yol…
Bilginiz olsun.

Erdal Sarızeybek

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SOSYAL MEDYA BU VİDEO İLE FENA SALLANIYOR... AKP’li eski Bakan’dan Abdülhamid’in torununa Osmanlı tokadı! Yoğurt alırken bu rakamlara dikkat ! Hukukçu olmayan hakimler geliyor